GENÇLİĞE DAİR

0
Çağımızın asıl hastalığı maddi değil duygusal ve inançla çözülebilecek kadar kolaydır. Gündelik hayatımızda sürekli dile getirilen stres ve bununla beraber yaşadığımız bir takım hadiselere uydurduğumuz psikolojik nedenler. Bunların en bariz örneği günümüz gençliği ve yaşadıkları daha doğrusu kendilerine yaşattıkları sorunlardır.
Özal’ın gençliği ismini taşıyan, kendini 2000’li yılların başında tanıyan ve kendisine sunulan imkanları nasıl kullanacağından bihaber olan gençlik…
Neredeyse her gencin ağzında, “Biz çok kötü zamana denk geldik” sözü sakız gibi uzayıp giderken, gençlerin yaşadıkları devrin kıymetini ve neleri onlara sunduğunu anlamamak için özel bir gayret sarf ediyor olmalılar. Teknolojinin bu hayli gelişmiş olması, istenilen her bilgiye ulaşmanın bu hayli kolaylığının yanında, okul, barınma, insan kaynakları gibi şartların bu hayli basit ve uydurulabilir bir şekilde olduğu bu dönemde gençlerin sorunları nelerden doğuyor olsa gerek? Maddi imkanların yetersizliği bir takım şeyleri yapmayı güç hale getirse bile asıl güç olan şeylerin şartlar, maddi yetersizlik ya da denk gelinen bir dönemden kaynaklanmadığı ortaya çıkar.
İnsanın, başına ne nedenle ve ne gelirse gelsin, üstesinden gelmesinin tek yolu kendini iyi tanıyor olup olmadığına bağlıdır. Mutlulukla da birebir paralel olan bu kendini tanıma-tanımama meselesi günümüz gençliğinin yaşadığı sorunların asıl kaynağı ve çözüm yoludur. Kendini tanımayan bir bireyin –daha açık şekilde bir gencin- kendini tanımama sebebi deneyimsizliği ve yaşam biçimi olabilir. Fakat bu deneyimsizlik ve yaşam biçimi de yine insanlarımızın anladığı popüler deneyim ve yaşam biçimi anlayışı değildir. Deneyimsizlik ve yaşam biçimi sahibi olmamak, yaşadığı anın gereklerini yerine getirememesi ve o anın gereklerinin neler olduğunu dahi bilmemesinden kaynaklıdır. Bu şu demek oluyor ki; bizim gençlerimiz gençliğin gereklerini ve açıkça gençliğin ne olduğunu bilmiyor.
Üniversite öğrencilerinin aralarında günlük ve en sık konuştukları konular üniversite imkanlarının yetersizliği ve hocalarının kaliteli olamayışlarıdır. Tartışmaya açık olan bu görüş ne yazık ki milyonlarca üniversite öğrencisinin en birinci tartışma konusudur. Bu meseleyi iyileştirmek üzerine ne üniversitelerin bir çabası vardır ne ÖSYM’nin ne de başka bir merciin. Fakat bu mesele maddi şartlardan çok öğrencinin kendi kafasında yaşadığı bir takım şeylerden dolayı da böyledir. Nedendir bilinmez üniversite okuyan, belli bir olgunluğa ulaşmış bu “genç” bütün sorun ve eksikliği okulunda ve hocalarında aramakta, kendini hiç sorgulamamaktadır.
İnsan olarak bireysel çaba ve inancı bıraktığımız takdirde yaşadıklarımıza bir kılıf olabilecek bir suç ve suçlu aramak gerekir. Gençlerin –üniversite gençliğinin- yaptığı da budur. Kendisi, çabasını ve bütün inancını bırakmış fakat hala bir şeyler yapmak istiyor ve bunda başarılı olamadığında başarısızlığına bir suçlu arıyor. Ne yazık ki üniversite öğrencileri kitap okumak yerine telefonlarında ki sosyal medya uygulamalarıyla haşir neşir olurken, merak etmeyi ilmi şeyler için değil de nefislerini okşayan ahlakın çok uzağında olan şeyler için kullanırlarken, günümüz imkanlarını doğru şekilde kullanmak yerine bir işe yaramaz görmekten öte gidemiyorlar. Her hangi bir üretime kalkışmak bile onlar için büyük bir korku haline gelmiş. Çünkü akıllarında o iş zaten yapılamaz duygusu ve inancı var. Hal böyleyken, genç ve dinamik yaşlarında bile gece yatmaz sabah kalkmaz hale gelmiş genç, okulu, işi ya da başka bir faydalı iş için çalışmazken, gençlik kelimesini sadece yemek, içmek, gezmek, tozmak, garip şekillerde eğlenmek gibi görmek bunu yaşayanlara şunları hissettirmesi gayet doğal; en başta umutsuzluk. Başaramama korkusu. Gelecek endişesi. Ve her hangi bir işe kalkışırken o işi beceremeyecek olma duygusu. Çünkü o zamana kadar genç –üniversiteli genç- okumamış, kendini ve etrafını tanımamış, yaşının ve bulunduğu konumun gereklerinden habersiz ve doğal olarak çaresiz.
Aslına bakılırsa gençlerin yaşadığı bu sorunların çözülmesi değil imkansız, zor bile değil. Yazının başında da dediğimiz gibi inançla çözülebilecek kadar kolay fakat inancı kazanmak bir hayli zor olsa gerek. En klasik söylem örneğin  “okumak”. İnsan –genç- okudukça kendini büyütecek, kendini ve çevresini tanıyacak, kendini tanıdıkça kendisi için doğru kararlar verecek, doğru kararlar verdikçe mutlu ve başarılı olacaktır. Ve en önemlisi yaşadığı çağın onu yönetmesine engel olacaktır. Fakat gençlerin bu ruh hali ve alışkanlıklarından vazgeçmedikleri sürece yaşadıkları duygu ve sorunlardan hiçbir şekilde kurtulabilmeleri mümkün görünmüyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here