SÖZCÜ’YÜ FETÖCÜ YAPSANIZ BİLE SÖNMEYECEKTİR HAKİKAT IŞIĞI

0

Akıldan ve mantıktan uzak yapılan her şey çürümeye mecburdur. Son günlerde şahit olduğumuz olaylarda bunu daha iyi anlayabiliriz. Bu olaylardan birisi Sözcü gazetesi hakkında açılan Fetö soruşturması. Sözcü gazetesinin bazı yazar ve yöneticileri hakkında “FETÖ silahlı terör örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek yardım etme” suçundan soruşturma açılması yazının başında ifade ettiğim çürümeye bir örnektir. Bu yazının konusu soruşturmanın detayları değil soruşturmanın nedenleridir. Soruşturmanın detaylarını merak edenler daha ayrıntılı kaleme alınmış yazılardan okuyabilirler. Evet, Sözcü gazetesine Fetö soruşturması açmak İlker Başbuğ’un 2012 yılında “silahlı terör örgütü yöneticiliği ve hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçlamalarından tutuklanması ile aynıdır. O yıllarda PKK’lı Şemdin Sakık’ın tanık, Emekli Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un sanık olması ve ardından yaşanan hadiselerin kısacık tarihlerde bile tekerrür edebileceğini gösteriyor. 61 sayfalık iddianamede Zaman gazetesiyle benzer haberler yaptıkları için Sözcü gazetesini Fetöcü olmakla suçlamak, Fetö soruşturmasını bulandırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Aynı zamanda Sözcü’yü Fetöcü ilan etmek zihinlerde “–sanki hedef mi şaşırtılmak isteniyor-“ algısı oluşturmaktadır. Öyle görünüyor ki bu soruşturma Fetöcü olmakla değil, iktidarı eleştiren herkesin Fetöcü olarak ilan edileceğini ve vatan haini yaftasıyla mahkemelerde süründürülüp sesinin kesilmeye çalışılacağını gösteriyor.
Aynı zamanda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi’nden (KOM) SÖZCÜ’nün sahibi Burak Akbay’ın FETÖ ile irtibatlı olup olmadığına ilişkin istediği ve 10 Ağustos 2017 tarihli ve 2017/96341-1008 sayılı belgede, 11 maddede Akbay’ın FETÖ ile bağlantısına rastlanmadığı belirtildi.
Bu sayede soruşturmanın gerçekle örtüşmediği ve sadece algı üzerinden bir çamur atma ile gözleri başka yere çekme gayreti olduğu anlaşılıyor. Yarın olduğunda, nasıl geçmişte açılan “Ergenekon, Balyoz, İnternet andıcı” gibi davalarda insanları vatan haini ilan ederek yıllarca hem onları hem de halkı kandırıp, sonunda “Pardon” denildiyse, bunda da aynısı olacağı şüphesiz.
Gelelim ikinci çürüyen olaya. Fatih Portakal’ın ana haberi sunduğu sırada söylediği bazı sözlerden dolayı, Erdoğan’ın kızması ve halkı kışkırtması üstüne sosyal medyada videolar çekerek “Hadi Portakal biz sokaktayız. Yüreğin yeterse sen de gel. Bakalım ne oluyor?” gibi sözlerle bir takım insanların Fatih Portakal’ı tehdit eden sözler ve mesajlar paylaşması…
Bu durum bir devlet adamı(!) olarak Erdoğan’a yakışmadığı gibi demokrasiye ve gazetecilik mesleğine karşı atılan bir tokat halini aldı. Görülüyor ki ülkenin bulunduğu hali ve siyasi iktidarı eleştirmek potansiyel bir suçlu olmayı beraberinde getiriyor. Fakat insanların yaklaşan buhranı gördüklerinde verecekleri tepkiyle bu durumunda çürüyeceği bir gerçek. Çünkü geçen seneye oranla sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 5,7 azaldı. Yüzde 11,4’e yükselen işsizlik, son sürat artan suç oranı, günden güne sıkıştırılan yaşamsal haklar, üniversite ve eğitim sorunları, huzursuz ve mutsuz bir toplum ve daha onlarcası… 
Gerçeklerin konuşulmaması hatta akıllara bile düşmesin diye yapılan bu tür hedef göstermeler hakikat ışığını söndüremeyecek ve günü geldiğinde yeniden tekerrür ederek bazı şeylerin açığa çıkmasına sebep olacak, bizlerde aynı filmi farklı renk tonlarında seyretmiş olacağız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here