28 Yıldır Üniversite Sınavı Heyecanını Yaşayan Biri: Fikret Güngör

0
Foto: Fikret Güngör (Soldan ikinci) AM-Amasya-Taşova sanayisinde, dükkanının önünde arkadaşlarıyla birlikte otururken.
Okumanın artık bir külfet görüldüğü zamanlardayız. Okumanın ve okutmanın zorlukları karşısında zaman zaman isyan etmiş, bıkmış, tükenmiş insanların sesleri duyuluyor medyadan. Eğitimin ve eğitimcinin değersizleştiği aşikâr… Ancak böyle bir zamanda ve böyle bir ruh hali içerisinde olan toplumumuzda bile okumaktan zevk alan hatta sınavlara girmekten, sınav heyecanını yaşamaktan haz duyan insanlarda var. Bir arkadaşım vasıtasıyla kendisine ulaştığım Fikret Güngör, 52 yaşında, Amasya’nın Taşova ilçesinde bir sanayi esnafı ve üç çocuk babası bir öğrenci. Kendisiyle kısa bir tanışma sohbetimizin ardından soruyorum:
– Uzun yıllardır üniversite sınavlarına giriyormuşsunuz?
– Evet. Çok severim sınavlara girmeyi.
– Kaç yıldır devam ediyor sınavlara girme alışkanlığınız?
– 28 yıldır. 1991 yılında başladım sınavlara girmeye. Tekel’in sınavına girmiştim. 98 puan aldım ama gitmedim.
 
– Sınavlara girme amacınız nedir acaba?
 – Normalde ben liseyi bitirdim diye biliyordum. Ancak bitirmemişim. Kaldığım ders ise beden eğitimi. Ve lise sonda bir derse daha girmemiştim. Askerde çavuş talimgâhından sonra Gaziantep’e gönderdiler. O yıllarda karakol komutanı olarak çavuşlar atanıyordu. Biz bir süre karakol komutanı kursu gördük. Kurs bitip karakollara atandığımızda bölük komutanı bana ne mezunu olduğumu sordu. Ben lise mezunu olduğumu söyledim ama komutan lise diploması almadığım için ortaokul mezunu olduğumu söyledi. Bu olay benim çok ağrıma gitti. Kendime -ilk işim bu diplomayı almak olacak- dedim. Askerlik bitti, Taşova lisesine geldim. Oradaki hocalar dışarıdan bitirme sınavına gireceğimi söylediler ama yine giremedim. 1991’de Tekel sınavlarına girdim. Orada tanıştığım birisi dışarıdan liseyi okuduğunu söyledi. Bir şekilde öğrendim, başladım sınavlara. Liseyi bitirdiğim sene üniversite sınavlarına müracaat ettim. Sınava girdim. Tabi şimdi aldığım puanı tam hatırlamıyorum ama iyi bir puandı. O zaman yeğenlerimde üniversite sınavlarına giriyordu. Ben hem onlara da örnek olurum düşüncesiyle bir daha hiç bırakmadım sınavlara girmeyi. Zaten okumayı da seviyorum.
 
28 yıldır devam eden bir alışkanlık söz konusu olunca Fikret Bey’in duygularını merak ediyorum.
– Sınavlara girdiğinizde kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
– Sınava girdiğimde gençlik yıllarıma geri dönmüş gibi oluyorum. Kendimi 52 yaşında değil de liseden yeni mezun olmuş fakat tecrübeli biri gibi hissediyorum. Tabi sınavdan çıktıktan sonra etrafıma bakıyorum. Benim yaşlarımda olan bir var mı diye gözlerim aramıyor değil.
 
Ve hemen ilave ediyor, ince bir tebessüm ile:
– Yaşı kırk olmuş elli olmuş altmış olmuş fark etmez; ben bu yaşa gelmişlere de sınavlara girmelerini tavsiye ediyorum. Girsinler ve bu heyecanı bir yaşasınlar. Çoluğuna çocuğuna örnek olsunlar.
 
– Bunca sınav deneyimi ve bunca yıldır öğrencilikten sonra neleri gördünüz, neleri tecrübe ettiniz?
– Ben çocukları artık yarış atı gibi görüyorum. Anaokulundan başlıyoruz, ilkokul, ortaokul, lise, üniversiteye kadar ha bire koştur koştur. Çocuklarımızın da kafalarını allak bullak ediyoruz. Ben aynı zamanda üç çocuk okuttuğum içinde bazı şeylere tanık oluyorum. Bazı öğretmenler de eğiticilik vasfı var öğreticilik vasfı yok, bazılarında öğreticilik var eğiticilik yok. Bizim zamanımızda böyle değildi. Bizim öğretmenimizle diğer sınıfın öğretmeni kavga ederlerdi. “Ben sınıfımdan Anadolu lisesine şu kadar öğrenci gönderdim, askeri liseye bu kadar öğrenci gönderdim, polis kolejine bu kadar öğrenci gönderdim” diye birbirleriyle yarışırlardı. Şimdiki öğretmenler “Benim çocuğum şurayı kazandı” diyor. Bakar mısınız şuraya: Bu öğretmen sadece kendi çocuğuna bir şeyler verebilmek için oraya gelmiş. Ben öğretmenlerime saygı duyuyorum ama şimdiki öğretmenlere bakıyorum, aynı zamanda ticaretle de uğraşıyorlar. Bu sebepten öğretmen okula adapte olamıyor, öğrenciye adapte olamıyor. Biz öğretmenlerimizi kendi anamız gibi babamız gibi bellemiştik. Şimdiki öğretmenler öğrencisiyle sigara bile içiyor. Bu öğretmenin yetiştirdiği öğrenci yarın öğretmen olduğunda kendi öğrencisini daha farklı şekilde yetiştirecektir. Onun için öğretmenin kendi yerini bilmesi lazım.
 
-Bundan sonra devam edecek misiniz sınavlar girmeye?
– 4 sene ara veriyorum. Orta üçte okuyan çocuğum üniversite sınavına girerken bende onunla birlikte gireceğim. Ama belli olmaz. Bu bende bir hobi haline geldi. Sınav gördüğümde mutlaka o sınava girmeliyim diye düşünüyorum.
 

Hali hazırda iki üniversite okuduğunu öğreniyorum Fikret Bey’in. Kamu Yönetimi Bölümü üçüncü sınıf öğrencisi olduğu gibi aynı zamanda Ulaştırma ve Trafik Hizmetleri Bölümü’nün de çiçeği burnunda öğrencisi o. Şimdiye kadar girdiği tüm sınavlardan bir üniversite kazanacak kadar puan almış ancak o her sene tercih yapmaktansa sınava girmek ve o yılki sınavın heyecanını yaşamakla yetinmiş. Bir hobi haline getirdiği sınavlar, Fikret Bey’e zamanla yaşamın içinde tutunacak bir dal olmuşlar. Hayata farklı bir pencereden bakmayı, sessiz bir köşeye çekilip kitap okumanın tadını, küçük şeylerle mutlu olmanın felsefesini aşılamışlar. Her soruma verdiği heyecanlı yanıtlar, kimi gençlerin nefret ettiği sınavların Fikret Bey’e bir mücadele azmi bıraktığını düşündürüyor bana.

– Gençlere bir öğüdünüz, bir tavsiyeniz var mı?
– Gençler 12 yıl boyunca sadece bir gün için; üniversite sınavı için okuyorlar. İstiyorum ki gençlerden, o bir günü ciddiye alsınlar. Okusunlar gençlerimiz; annelerini babalarını sevindirsinler. Kardeşlerini sevindirsinler, kendilerini sevindirsinler. Daha sonra çocuklarını, eşlerini sevindirsinler. Gençler şimdiden on sene sonrayı yirmi sene sonrayı hesap etsinler.
 
Gençlere örnek olmak ve geçmişte yaşadığı bir olayın onda bıraktığı hisle yıllardır üniversite sınavlarına giren Fikret Beye, kendisiyle konuşmanın bende bıraktığı memnuniyetle veda ediyorum.
Bu röportaj Genç Açı gazetesinde yayınlanmıştır.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here