Erasmus’u Yaşayanlardan Dinlemek

0
Dünyanın küresel bir köy olduğu bu çağda, ülke sınırları eskisi kadar aşılmaz bir vaziyette değil. Uluslar, kendi aralarında yakınlıklar kurabilsinler diye düzenlenen birçok çalışma var artık. Bunlardan biri, 1987 yılından beri devam eden Avrupa Birliğinin faaliyeti olan Erasmus. Erasmus, ülkeler arasında öğrenci değişim programı olarak biliniyor. Avrupa’dan, Asya’dan, Afrika’dan, Ortadoğu’dan birçok ülkenin yükseköğrenim öğrencisi, öğreniminin bir kısmını başka bir ülkede yapıyor, bu sayede ülkeler arasında bir takım ilişkilerin geliştirileceği planlanıyor. Ülkemiz de 2004 yılından beri Erasmus kapsamında çeşitli ülkelere öğrenci gönderiyor. Türkiye, şimdiye kadar Erasmus kapsamında öğrenim görmesi için 500 bine yakın öğrenciyi yurtdışına gönderdi. Bende, Kocaeli Üniversitesi’nden Erasmus’la Polonya’ya gitmiş Elif’i ve Litvanya’ya gitmiş Berkan’ı bir akşamüzeri yakalıyor ve soruyorum:
– Erasmus hikâyeniz nasıl başladı?
Elif, oturduğu sandalyesinden doğrulup yanıtlıyor:
– Liseyi Darüşşafaka’da okurken bazı arkadaşlarım çeşitli programlarla yurtdışına gitmişti. Bende o zamandan beri hep yurtdışına gitmek istedim. Ama hep kendime “senin zamanın üniversitede” dedim. Üniversite ikinci sınıfta herhangi bir engel yoktu, ben de sınavına girdim ve kazandım. Ama gidene kadar gidebileceğini idrak edemiyorsun.
 
– Gittiğinizde sizi nasıl karşıladılar?
Berkan yanıtlıyor:
-İyi ama çok yaşlıları zaten İngilizce bilmiyorlar. Çok da sıcakkanlı değiller. Gençlerde de bizdeki samimiyet yok.
 
Tekrar Berkan’a soruyorum:
– Üniversite öğrencisi olarak Litvanya’da yaşamak nasıl?
– Çok iyi! Bütün erişimleri bizden daha iyi! Biz, Türk kültüründe belli bir eğitim sisteminden geliyoruz. Ders çalışmayız. Ezbere bir sistem var. Litvanya’da insanlar canı sıkılınca bizdeki gibi okey oynayalım demezler. Ya gider müzik çalar, ya bir etkinliğe katılır, ya da kitap okur. Kütüphanede zamanını değerlendirir. Mutlaka İspanyol, Alman ya da İtalyan bir arkadaşı vardır onların. Halk şöyle bakıyor: kaybedecek beş dakikamız yok, bir şeyler yapalım. Gereksiz işlerle uğraşmazlar.
 
-Okulları, eğitim sistemini ve eğitimcileri merak ediyorum. Okulun nasıldı Berkan?
– Vilnius Üniversitesi Amerikan sistemini benimsemiş çok köklü bir okuldu. Eğitim sistemleri öğrenmeye dayalı, öğretmeye değil. Dersi hocanın değil öğrencinin anlattığı bir ortam orası. Konuları öğrenciler sırayla anlatır, öğrenci seçtiği konuyla da bu sebepten dolayı derinlemesine bilgi sahibi oluyor. Hocalar ise öğrencinin üstüne düşüyor. Öğrenmen için uğraşıyorlar. En fazla otuz kırk kişilik derslikler olduğu için öğrenci-hoca iletişimi çok iyi.
 
Ülke ve okulların fiziki şartları nasıldı?
Elif, “buradakinden çok bir farkı yok” diyor. Berkan ise anlatıyor: İngilizlerin bir sözü var: yaptığın bir şeyi bozulana kadar kullan. Okulları yapmışlar, eski ama hala kullanıyorlar. Çünkü kullanılabilir. Kütüphaneleri 24 saat açık. Kütüphane dediğin 24 saat açık olacak zaten.
Erasmus’un size kazandırdıkları nelerdir?
Elif yanıtlıyor:
– Erasmusa gitmeden önceki insanla gidip geldikten sonraki insan olarak ben asla aynı değilim. Daha bireyci oldum. Ben öncesinde yalnız yaşamaya yeltenebilecek biri değildim. Ben yalnızken ders çalışamayan biriydim mesela. Ama Erasmus’da istemeseniz de bir özgüven geliyor insana. Erasmus, hayallerinizi kurmanıza yardımcı oluyor, gerçekten. Benim Erasmus’a gitmeden önce hayalim Cumhuriyet gazetesinde, Fox Tv de çalışmaktı. Ama şimdi benim hayallerim daha çok yurtdışı odaklı olmaya başladı. Çevrem oluştu. Bu bir şekilde hayallerinizi büyütüyor. Benim hayallerim büyüdü.
 
Berkan ise, “Çok şey kazandırdı. Erasmus, insanı baştan yaratan bir şey. Gittiğinle geldiğin sen değilsin zaten. Çünkü orada seksen doksan milletten insanla bir aradasın. Hepsi farklı kültür, hepsi farklı dil. Herkes birbirine aşina oluyor. Her milletten insanla yaşamayı öğreniyorsun. Erasmus, eğitiminden çok orada yaşadıkların sana bir şeyler katıyor. Mesela ben diplomasi nedir çok iyi bilirim. Çünkü Erasmusta pasaportumu kaybettim. Konsoloslukla çok fazla muhatap oldum. Ben artık kendimi dünya vatandaşı olarak görüyorum” diyor.
Fakat hep güzel şeylerden bahsediyorlar. Sahi, bu Avrupa denilen coğrafya gerçekten sanıldığı kadar tozpembe mi?
-Hiç olumsuz bir durum yaşamadınız mı?
Cevap gecikmiyor. Elif, kendi yaşadığı bir olayı anlatıyor:
-Üniversite hocası tarafından ırkçılığa uğradık. Bir gün sınıfta, ders esnasında öğrencinin biri hocaya bir şeyler sordu ve gülümseyerek hoca da öğrenciye bir şeyler söyledi. Sonrasında Hoca bize dönüp bombanız var mı diye sordu. Bu bize çok dokundu ve küçük bir tartışma yaşadık. Sonra biz danışman hocamıza bu durumu şikâyet etmek için gittik. Gittik ancak hocamız, sınav döneminin yaklaştığını ve böyle bir şey yaparsak düşük not alacağımızı söyledi.
 
Berkan, kendisi yaşamasa da, Litvanya’daki Türk arkadaşlarının yaşadığı bir olaydan şöyle bahsediyor:
– Şehir merkezinden yurda gelirken otobüste birisi onlara karşı “Gidin buradan. Litvanya Litvanlarındır. Sizi istemiyoruz” diye bağırıyor ve otobüste kimse buna tepki göstermiyor. Bizim arkadaşlarda otobüsten mecburen inmek zorunda kalmışlar.
 
Peki hiç memleket özlemi duydunuz mu?
Berkan, “Yemekleri çok özledim. Türk yemekleri dünyanın en güzel yemekleriymiş. Orada yabancı arkadaşlara da yemeklerimizi tanıttık zaten. İskenderci vardı ama çok pahalıydı. İstanbul’u da çok özledim. Memleket hasreti çektim ama alışıyorsun” diyor.
Elif ise daha çok özlemiş olmalı ki “Ben mantıyı sevdiğimi bilmiyordum. Buradayken de Türk kahvesi içmediğim günlere de lanet okudum. İnanılmaz bir özlem çektim. Kocaeli’ni çok özledim” diye yanıtlıyor.
Anlıyorum ki Erasmus, bir genç için büyük bir tecrübe sahası. Hem eğitim anlamında hem de sosyal konular bakımından. Bu nedenle iki arkadaşıma “Erasmus sonrası sizde değişen şeyler nelerdir” diye sorduğumda aldığım yanıt aynı: Yurtdışında yaşayacağım.
 
“Çünkü” diyor Berkan ve devam ediyor: Türkiye yaşanacak bir yer değil. Bunu Erasmus’a gidip geldikten sonra daha iyi anlıyorsun. Burada insanlar mutlu değil. Toplum baskısı, hükümetin baskısı, cezalar, trafik, vergi, bunlar insanı yoruyor. Orada da vergi, var yasalar var ama insanlar baskı altında değil daha özgürler.
 
Elif ise daha duygusal bir yanıtla karşılık veriyor.
– Kariyer hedefimi tamamen yurtdışı odaklı planlıyorum artık. Alçaklarda hayal kurmuyorum. En tepedeyim artık. En yüksek neresiyse oradayım. Ama yine de, ne kadar yurtdışında yaşamak istesem de, ben ülkemde ölmek istiyorum. Öleceksem burada öleceğim.
 
Son olarak diyorum ki: Erasmus yapmamış birine, Erasmus’u tavsiye eder misiniz?
Berkan “Tabi ki” diyor büyük bir heyecanla ve şöyle devam ediyor:“Çünkü Erasmus, dünyaya bakış açını değiştiren bir şey. O kadar çok farklı insanla yaşıyorsun ki, kabullenmeyi öğreniyorsun, önyargıları kaldırıyorsun. Yurtdışında çevre edinmek, bunlar güzel şeyler”.
Elif, “Elbette tavsiye ederim. Eğitim açısından çok bir faydası olduğunu düşünmüyorum. Ama dil konusunda, mecburiyetten dolayı konuşulduğu için bir şekilde yabancı dili kolaylıkla öğreniyorsunuz. Ayrıca Avrupa’yı gezmenin nesi kötü? İmkânı olan herkes gitmeli”.
 
İki genç, iki üniversite öğrencisi… İkisi de Erasmus sayesinde Avrupa’yı görmüş. Onlara teşekkür ediyor, başarılar diliyor ve başka hayatları dinlemek için yanlarından ayrılıyorum.
 
 
 
 
 
 
 
 
Bu röportaj Genç Açı gazetesinde yayınlanmıştır.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here