Korona virüsle mücadelede tavır insandan değil ekonomiden yana

0
Foto: Sağlık Bakanlığı

Günlerdir bütün gündemimizi işgal eden korona virüs salgını, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın dünkü açıklamasından da anlaşılacağı üzere hala yeteri kadar ciddiye alınmıyor. Bakan Koca, her fırsatta ne kadar şeffaf olduğunu söylese de, vakaların görüldüğü kentleri, vakaların yaşlarını ve sağlık sisteminin altyapısı hakkında net açıklamalar yapmamasından dolayı bu şeffaflığı göstermiyorlar. Öyle ki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 18 Mart’ta açıkladığı ekonomi paketi de içeriği bakımından hükümetin genel olarak korona virüsle mücadelede ne kadar ciddi olmadığını gösteriyordu.

Dünya’da salgının görüldüğü İngiltere, Yunanistan, Irak ve Kuzey Kıbrıs dahil onlarca ülke dışarı çıkma yasağı ilan ederek virüsün yayılma hızını olabildiğince yavaşlatmaya çalışırken, Türkiye’de “Herkes kendi OHAL’ini ilan etsin” deniliyor. Sırf Türk ve Müslüman olduğu için virüsün kendisine zarar vermeyeceğini düşünen insanları barındıran bir ülkede inisiyatifin vatandaşa bırakılması en az korona virüs kadar tehlikeli bir davranıştır doğrusu.

Vakaların artık yurtdışından değil, yurtdışı temaslıların temasları doğrultusunda da görüldüğünü Sağlık Bakanı Fahrettin Koca açıkladı. Bu demek oluyor ki artık virüs ülkemiz içerisinde hemen herkes tarafından yayılabilir. Buna rağmen hala vatandaşa evinde otur demekle yetinmek, ülke ekonomisinin en azından 15 gün bile olsa dışarı çıkma yasağını kaldıramayacak ölçüde batıkta olduğunu kanıtlamıyor mu?

Dün Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu, yurtdışından gelip karantina kapsamında yurtlarda izole edilen vatandaşların sayısının toplamda 11 bin 269 olduğunu açıkladı. Son bir ayda yurtdışından 100 binin üstünde insanın Türkiye’ye geldiği halde, karantinada 11 bin insanın tutulduğunu açıklamak da yine hükümetin ciddiyetsizliğini ortaya koyuyor. 100 binin üstünde yurtdışından gelen var, 20 bin civarında test yapılıyor ve 11 bin insan karantinada… Rakamların arasındaki uçuruma bakar mısınız?

Yurtdışından gelenlere uçaktayken “ateşin var mı, kendini nasıl hissediyorsun, Türkiye’ye döndüğünde 14 günlük karantinanı kendi kendine uygula” gibi soru ve öneriler yöneltildiğini öğrendik. Salgının yayılmasının önüne bu soru ve önerilerle geçileceği düşünülüyorsa yanılıyorlar. Çünkü yurtdışından gelip evlerinde karantinada olması gereken bireyler karantinaya uymayarak sokaklarda geziyorlar. Ya da başka bir örnek; Büyükşehirlerde yaşayanların bir kısmı virüsten korunabileceklerini düşünerek memleketlerine, köylerine yani Türkiye’nin her tarafına yayıldılar. Dünkü Sağlık Bakanının söylediği –artık tüm Türkiye’de vakalar görülüyor- sözü bundan dolayı değil midir acaba?

Gençlerin virüsün etkisini hissetmese bile taşıyor olduğu gerçeğini bir türlü anlamayan ve anlatamayan erkler, sadece 65 yaş üstüne sokağa çıkma yasağı koyarak yaşlıları koruyabileceklerini mi düşünüyorlar? Zaten anlaşılması gereken meseleyi en başta anlamamışlar; ölüm oranları ne kadar 65 yaş üstünü işaret etse de, bu virüs sadece 65 yaş üstünü değil, yaşlı, kronik rahatsızlığı bulunan ve dirayetsiz kimselerde ölümcül etkilerini gösteriyor. Bu demek oluyor ki 65 yaş altı bireylerde tehlikede. Yani kararları alırken sadece 65 yaş üstüne bir sınırlandırma getirmektense, virüsün yayılabileceği her ortamı ve virüsü yayabilecek herkesi sınırlandırmak gerekiyor.

Ne kadar bilimsel açıklama ve yorum yapılırsa yapılsın, şu anda hükümetin korona virüsle mücadelede tavrının insan sağlığıyla değil, ülke ekonomisinin durumuyla alakalı olduğunu bilmeliyiz. Ülke ekonomisi eğer birkaç aylığına gelir getirmeden giderleri karşılayabilecek vaziyette olsaydı, şu anda sokağa çıkma yasağı uygulamasının belki de ikinci ya da üçüncü gününde olurduk. Ne yazık ki vaziyet beklentimiz doğrultusunda değil, 20 yıllık bir iktidarın politikalarının “götürdükleri” doğrultusunda yol alıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here