Bugün doğru kararları almayanlar, yarının aydınlığında yok olacaklar

0
Foto: Cumhurbaşkanlığı

Dün hiç hesapta yokken toplanan Bilim Kurulunun yaptığı toplantının ardından önce Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sonrasında ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklamalar yapıldı. Erdoğan, Bilim Kurulunun önerileri(!) doğrultusunda alınan tedbirleri açıkladı ancak alınan tedbirler korona virüsün yayılmasını önlemek adına hiçbir gerçekliği taşımıyor. Bunu bu kadar net ifade ediyor olmamım sebebi; yarım milyon insanı üç ayda hasta eden bir virüse karşı alınan tedbirlerin piknik alanlarını hafta sonları kapatmak, toplu taşıma araçlarında seyrek oturmak, zaten yurt içinde yayılan bir virüse karşı yurt dışı uçuşlarını ertelemekle yetinilmemesi gerektiğini biliyor olmamdır. Öğretmenler dışında neredeyse tüm kamu personeli çalışıyorken, inşaatlarda, tersanelerde, madenlerde, fabrikalarda, sanayi bölgelerinde insanlar hala çalışmak zorunda bırakılıyorken, bir gün çalışmasa ertesi gün evine ekmek götüremeyecek yüzbinlerce insan varken, çıkıp da “Gönüllü karantina şartlarına uyalım, evden çıkmayalım” demek halkla alay etmektir.

Her gün yeni bir şehirden, yeni bir hastaneden, onlarca hekim yetersizliklerden bahsederken, yetkililer tarafından “Yok öyle bir şey, bunlara itibar etmeyin, her şeyimiz tastamam” demekle yetinmekte, vatandaşı ciddiye almamaktır.

Bilim Kurulu üyeleri, böyle giderse salgının daha ciddi bir noktaya ulaşacağı yönünde görüşlerde bulunurken, “Yarın elbet bizimdir, gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir.” diyerek halkın korku, endişe ve yarınlara olan kaygısının üstesinden gelineceğini sanmakta, halkın içinde bulunduğu vaziyetinin farkında olmamaktır.

Milletin tek beklentisi maddi ve manevi güvenin tesis edilmesi olurken, bir “dünya liderinin” o milletten “sabır, fedakarlık ve dirayet beklemesi” de abesle iştigal etmektir.

Bilim Kurulu günah keçisi ilan edilir mi!

Komşumuz Yunanistan’da korona virüs salgını nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının 13’e yükseldiği 22 Mart tarihinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Başka bir komşumuz olan Irak’ta Yunanistan gibi salgından dolayı hayatını kaybedenlerin sayısının 17’ye yükseldiği 22 Mart günü sokağa çıkma yasağı ilan etti. Yavru vatan olarak isimlendirdiğimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ise dün, üstelik daha can kaybı bile vermeden sokağa çıkma yasağı ilan etti. Sadece 469 vaka ve 10 can kaybına rağmen 4 gün önce Hindistan’da da sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bu ülkeleri tek tek sayıyorum çünkü bu ülkeler, korona virüs salgını tüm ülkeyi kuşatmadan önce virüsün önünü kesmek için radikal kararlar aldılar. Türkiye gibi taksit taksit karar alıp virüsün yayılmasını seyretmediler.

Türkiye’de dün itibariyle vaka sayısı 5 bin 698’e, hayatını kaybedenlerin sayısı ise 92’ye yükseldi. Buna rağmen salgından insanların korunması için tek seçenek olan ve başka insanlarla temas kurmamanın diğer adı olan sokağa çıkma yasağı hala ilan edilmedi. İktidar, salgınla mücadelede aldığı kararları “Bilim Kurulunun tavsiye ve önerileri doğrultusunda” aldığını belirterek sorumluğun Bilim Kurulunda olduğunu işaret ediyor. Ancak alınan kararların Bilim Kurulundan değil, Beştepe’den çıktığını biliyoruz, fakat sarf edilen cümlelerden dolayı sorumluluk yine Bilim Kurulunda kalıyor. Bunun içindir ki; yarın olası bir kötü tabloyla karşı karşıya kalındığında daha önce olduğu gibi günah keçilerinin Bilim Kurulundan çıkmayacağının garantisini kim verebilir. Bilim Kurulu’nun iktidarı, daha doğrusu Erdoğan’ı kandırmayacağının garantisini nasıl veremiyorsak, yarın suçlunun, günah keçilerinin de Bilim Kurulundan seçilmeyeceği garantisini öyle veremiyoruz. Bilim Kurulu üyelerine tavsiyem, medya yoluyla kişisel düşüncelerini açıklamaları ve samimi olmalarıdır. Aksi halde kendileri için tarih tekerrür edebilir.

İki güvensizlik var: Birisi ekonomi diğeri asker!

Gerek tıpçılar, gerek gazeteciler, gerek konuyla ilgilenen diğer dallardaki uzmanlar korona virüs salgınından en az zararla kurtulmanın sokağa çıkma yasağı ilan ederek insanların birbiriyle olan temaslarının kesilmesinden geçtiğini defalarca belirttiler. Fakat iktidarın bu konuda inadı ve “Gönüllü karantina” ile “Herkes kendi OHAL’ini ilan etsin” demekten başka bir şey yapmıyor olmasının iki önemli nedeni var.

Bunlardan biri; ülke ekonomisinin milyonlarca vatandaşının sokağa çıkmasını engelleyip, onların ihtiyacının hazineden karşılanmasına ne yazık ki elverişli olmamasıdır. İlan edilebilecek en az iki haftalık bir sokağa çıkma yasağı, ülke ekonomisini bulunduğu bataklığın en dibine gömebilir.

İkinci güvensizlik nedeni ise; sokağa çıkma yasağı ilan etmek, sokakları askere emanet etmek demektir. Şimdilerde ikinci Abdülhamid kompleksi içinde olan Erdoğan’ın, ülkenin bütün sokaklarını askere emanet edebileceğini düşünmek delilik olur. Her an dış mihraklar destekli yeni bir darbenin hazırlığı olduğu varsayımlarıyla doldurulan Erdoğan’ın, sokakları askere emanet etmektense, vatandaşına “pikniğe gitmeyin, elinizi yüzünüzü yıkayın, aman ha evden çıkmayın” diye öğüt vermesi gayet doğaldır.

Şunu hiç unutmamak gerekir ki: Bugün doğru kararları almayanlar, yarının aydınlığında yok olacaklar!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here