Diyanet İşleri Başkanlığı insanda hangi organı temsil ediyor?

0
Foto: Milliyet

Büyük Türk-İslam filozofu Farabi, devletin kurumlarını insanın organlarına benzetir. Ünlü “İdeal Devlet” isimli eserinde, insanın kalbinin, beyninin, iç organlarının, kol ve bacaklarının insan vücudunda nasıl bir işlev gördüğünü, devletin kurumları üzerinden irdeler. Hatta Farabi’ye göre, devleti yöneten kişinin taşıması gereken en büyük özelliği, organları bakımından tam ve eksiksiz olmasıdır. Bu organların görevi, yöneticiyi, kendisine ait fiillerini gerçekleştirmeye kabiliyetli kılmalarıdır.

Farabi’nin eserini kaleme aldığı yıllardan aşağı yukarı bin yüz yıl kadar günümüze gelecek olursak, cennet köşesi, nice devletin kurulduğu, nice devletin yıkıldığı topraklarda, memleketimiz Türkiye’de, Diyanet İşleri Başkanlığı adında bir devlet kurumuna rastlarız. Farabi, Diyanet İşleri Başkanlığını görseydi İdeal Devlet’inde yer vermek ister miydi? Ya da Diyanet’i insanda hangi organa benzetirdi merak ediyorum doğrusu.

Ben, Diyanet İşleri Başkanlığını, erkekte penise, kadında vajinaya benzetiyorum. Erkekte ve kadında üremeyi sağlayan ve cinselliği temsil eden bu organların Diyanet’le bağlantısını hem merak edenler, hem de bağdaştıramayanlar olacaktır. Açıklayalım; Diyanet’in her yaptığı, her yazdığı, her açıkladığı şey, ya üremeye çıkıyor ya da cinselliği temsil ediyor da ondan. Diyanet personelinin cinsel yaşamlarının durumunu bilmiyorum ancak, Diyanet’in internet sitesinde yayımladıkları bazı kitaplarda yazılanları okuduğumda hayrete düşüyorum.

“Aile Hayatımız” isimli kitapta örneğin, “Bir kadınla evlenmek istediğiniz zaman onun sizi celbeden niteliklerine/yerlerine bakabilirseniz bakın.” ifadesi yer alıyor. Üstelik bu sözü bir “mübarek” şahsiyetin sarf ettiği belirtiliyor. Bir erkeğin, evlenmek istediği kadında kendini celbeden nitelikleri/yerleri nereleri ola ki?

Aynı kitapta başka bir paragrafta ise, “Evlilik niyeti taşımayan normal durumlarda birbirleriyle evlenmeleri hukuken mümkün olan karşı cinslerin birbirlerinin mahrem yerlerine bakmaları, ilgili naslar ile haram kılınmışken, samimi evlenme niyeti bulununca belli sınırlamalarla buna izin verilmiştir. Fukahanın, sadece el ve yüze bakılabilir şeklindeki içtihadı ile bütün bedenine bakılabilir şeklindeki iki farklı içtihadı arasında, evlenilmesi planlanan karşı cinse bakmanın ve onunla görüşmenin ölçüsü hakkında özetle şunlar söylenebilir: Taraflar birbirlerinin fizikleri hakkında fikir verecek yerlere bakabilirler. Evliliğin asıl maksadı cinsellik olmadığına göre, görme konusunda haddi aşmak da doğru değildir.” ifadeleri yer alıyor.

Diyanet yazarları yazdıklarını kendileri okuyor mu diye merak ettim doğrusu. Çünkü bu ifadelerin dışında uzun uzun anlatılan evlilik-bakmak-görmek meselesini İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in bir hadisine dayandırıyorlar. Hz. Peygamber, bir kadınla evlenmek isteyen Muğîre b. Şu’be’ye onu görüp görmediğini sormuş, görmediğini öğrenince, “Git onu gör. Çünkü bu, ileride mutlu olabilmeniz/birbirinize ısınabilmeniz için en iyisidir.” demiştir. Hadisi alıp, örnek verdiğimiz ifadelere sokanlar, peygamberin sözünü hiç anlamamışlar anlaşılan.

Dün, Birgün gazetesinde Mustafa Mert Bildircin’in konuyla ilgili haberi üzerine Diyanet’ten basın açıklaması geldi. Açıklamada, “İslam âlimleri, günlük hayatta muhatapların haklarına saygı açısından dikkat edilmesi gereken mahremiyet sınırlarının, evlenme niyeti taşıyan kadın ve erkek arasında da geçerli olduğunu belirtir. Diğer yandan Hz. Peygamber, evlenme kararı alan bazı sahabilerden eş adaylarını görmelerini istemiştir ve buna dayanarak İslam âlimleri helal-haram sınırlarına riayet edilecek biçimde görmeyi ve görüşmeyi tavsiye etmiştir. Dolayısıyla söz konusu haberlerde geçen “fikir verecek ölçüde mahrem yerlerine bakmak” ifadesi, günlük kullanımın aksine, birbirlerini yakından görebilirler anlamına gelmekte, kesinlikle sınır aşımı manası taşımamakta, aksine dini ölçüleri hatırlatmaktadır. Birbirini görmeden ve gönül rızası oluşmadan yapılacak bir evliliğin olumsuz sonuçları dikkate alındığında, maksat rahatlıkla anlaşılacaktır.” denildi.

Diyanet İşleri Başkanlığı keşke, kitaptaki ifadeleri çıkartıp yerine bu basın açıklamasının tamamını koysa mesele anlaşılır, halledilir. Ama mesele vatandaşın ne anladığı mı, kitabı yazanların neyi anlatamadığı mı, yoksa peygamberin gayet açık olan sözünün üstüne saçma sapan ayrıntılar ekleme gereği duyanlar mı?

Mesele, Diyanet’in insanda hangi organı temsil ettiğini kavrayamamasında, vicdanda, ruhta, niyette…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here