Siyasetin kanı ağırlaştı. Kanı deli akıtmalı!

0

Muhalif gazetecilerin eleştirdiği iki şeyden biri AK Parti. Diğeri ise yine AK Parti’yi bağlayan başka bir konu veya olay. Sosyal medyada da aynı durum var. İki günde bir AK Parti gündeme getiriliyor, bir isim ya da direk Erdoğan üzerinden polemik yaratılıyor. Muhalif partilere gelecek olursak, onlarında dili, gündeme göre çok hızlı değişiyor. Her şeye karşı yapılan acele edilmiş bir basın açıklaması, bir öncekini unutturuyor. Halbuki, iyi çalışılmış bir metin, iyi ifade edilmiş bir eleştiri ve acele edilmeden yapılan bir basın toplantısı, halka daha yaklaşmanın ön koşulu olmalı.

AK Parti’nin yanlışlığını tartışmak, Erdoğan’ı olumsuz anlamda dahi tartışıyor olmak, AK Parti ve Erdoğan isminin anılıyor olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Kamuoyu, sürekli AK Parti ve Erdoğan duymaktan, sürekli görmekten, sürekli tekrar edilmesinden sıkıldı. AK Parti’nin destekçi medyası doğal olarak bunları seslendirmeli ancak muhalif kanallar, gazeteler ve haber siteleri artık farklı bir ses çıkarabilmeli.

Eski başbakan Ahmet Davutoğlu ve yine AK Partili eski bakan Ali Babacan’ın çıkardığı ses, bir nebze farklı olmuş olsa da, halkın talebini karşılamış değil. İki isminde AK Parti’yle geçmişten gelen bağları nedeniyle halk mesafeli duruyor, oy verme konusunda çekinceli davranıyor. O halde, Türkiye’nin dörtte biri oyunu alabilen CHP, milliyetçi kesiminde büyük bir kısmına hitap edebilen İYİ Parti, bu talebi karşılamak, farklı bir ses çıkarmak için kendinde sorumluluk hissetmeli. HDP ise PKK’yla arasına mesafe koyduğunu, Kandil’den değil Türkiye Kürtlerinden destek aldığını, artık Türkiye partisi olacağını anlatabildiği vakit, işte bu şimdiye kadar duyulan en gür ses olacaktır.

Muhalif olmak, bir görüşe, bir eyleme, bir tutuma karşı olmak anlamını taşısa da, aynı zamanda başka görüşler, başka eylemler, başka tutumları üretebilmek sorumluluğunu üstlenebilmektir. Bugün muhalefet, muhalifliğin sadece karşı olmak tarafını sağlamakta, taze fikirler üretememektedir. Bu durumda ise AK Parti ne kadar yanlış yapıyor olursa olsun, AK Parti ne kadar eleştirilebilir ya da eleştirilemiyor olursa olsun, AK Parti’ye karşı farklı bir ses çıkaramadıktan sonra bunun halk nezdinde bir anlamı olmadığı bilinmeli.

Elle tutulan politikalar sunulmalı

Örneğin, Türkiye’nin elle tutulabilen bir tarım politikası yok. Var olanlar sadece propaganda ve büyük şirketlere yarayan politikalardan ibaret. Köy nüfusunun yüzde 5’lere kadar indiği, şehirlerde işsizliğin yüzde 25’lere dayandığı bir ortamda, havayı değiştirmek için en yararlı iş tarım olmalı. Muhalefet, kısa ve uzun vadede, gençleri memnun edebilecek, uluslararası standartları sağlayabilecek bir tarım politikası ortaya atmalı. Eksikleri ve eksikleri giderebilmenin yollarını anlatmalı.

Başka bir örnek vermek gerekirse, bilgi çağında en önemli etki tabi ki de bilgi satarak olmalı. 200’ü aşkın üniversiteden ayıklanarak en az 10 üniversite, uluslararası ölçekte belirli uzmanlıklarıyla öne çıkarılabilmeli. Dünyaca ünlü Türk bilim insanları, biraz önce sözünü ettiğim 10 üniversite çatısı altında toplanabilmeli. Muhalif siyasetçiler, her sözü kendilerinde söyleme hakkı görmeden, entelektüellere söz verebilmeli. Bu büyük bir farkındalık yaratacaktır kuşkusuz. (Bunu gençlerin nasıl karşılayacağını bir düşünün!)

Sözü yine gençlere getirmeliyim. Türkiye, kurulduğu tarihten itibaren, özellikle son üç kuşakta, ideolojilerin birbirleriyle olan savaşları nedeniyle, siyasetçilerin peşinden sürüklendi ve bir çıkmaza girdi. Bu çıkmazdan kurtulmanın koşulu, genç nesillerin memleketi sahiplenebilmelerinden geçiyor. Bir insan, bir yeri sahiplenebilmesi için orayı sevmesi, orada yaşamaktan zevk alabilmesi gerekir. Bugün yapılacak en önemli işlerden birisi de, gençlerin Türkiye’de yaşamaktan zevk alabilmelerini sağlamaktır. Bunun yolu ise, liyakatle yapılmış politikalardan geçiyor.

Siyasette strateji olmalı

Bilinçli olarak görmezden gelmek, herkesin sinirlerini bozar. AK Parti’yi ve Erdoğan’ı görmezden gelmek, her şeye rağmen taze ifadeler, taze düşünceler üretmek ve bunu salt Erdoğan karşıtlığı yapmadan dile getirmek, düşünülenden daha büyük bir etki yaratacaktır. Öbür türlü zaten değişen bir şey olmuyor. Karşılıklı it dalaşından öteye gidilemiyor.

O halde yapılması gereken belli: Siyaseti karşı gelmek için değil, karşıdakinden farklı bir şey üretebilmek için kullanmalı, tazeliğe özen göstermeli, daha tutarlı ve ihtiyaca odaklı ama uzun ömürlü politikalarla halka yaklaşılmalı. Muhalif medya, salt Erdoğan karşıtlığı tavrını bırakmalı, Erdoğan’ı görmezden gelmeli. Medya ve muhalefet artık geçmişin yakasını bırakıp, anın şartlarını iyi kullanıp, geleceğe odaklı çalışmalı.

Türk siyasetinin damarındaki kan ağırlaştı. Kanı deli akıtmalı, taze tutmalı. Kuşkusuz, gelecek nesiller, gelecek nesilleri düşünerek yaşayanların olacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here