Siyasal İslamın ilkelliği İstanbul Sözleşmesine karşı tutumlarında

0
Foto: Türkiye Düşünce Platformu üyelerinin Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş'ı ziyaretlerinden bir fotoğraf.

Resmiyetteki adıyla “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, yaygın olarak bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi, kadınların haklarını ve canlarını korumak adına, 46 ülkenin imza attığı uluslararası bir sözleşmedir. Sözleşmenin temelinde dört ilke yatar; 1- Kadına yönelik her türlü şiddetin ve ev içi şiddetin önlenmesi, 2- Şiddet mağdurlarının korunması, 3- Suçların kovuşturulması, 4- Suçluların cezalandırılması ve kadına karşı şiddet ile mücadele alanında bütüncül, eş güdümlü ve etkili işbirliği içeren politikaların hayata geçirilmesidir.

Akli dengesi yerinde olan her insan bu ilkelere baktığında gayet doğal olarak, devletin kadınları korumak adına tarafsız ve evrensel bir sözleşmeye imza attığını söyler. Ama bunun tam tersini ifade edenlerde var. Yönetim Kurulu ve Yüksek İstişare Kurulu’nun 13 üyesinden 12’sinin erkekten oluştuğu Türkiye Düşünce Platformu (TÜDP), kadına karşı şiddetin önlenmesi için var olan İstanbul Sözleşmesinin kaldırılmasını istiyor. Üstelik hazırladıkları bir raporu da, İstanbul Sözleşmesine ilk imzayı atarak kabul eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sundular.

Bencil ve insanlıktan uzak bir bakış

TÜDP’nun raporu şöyle başlıyor:

– “Ak Parti iktidarlarının aile ve gençlik için yaptığı hizmetleri insaf sahibi olan herkes takdir etmektedir. Özellikle uzun yıllardır devam başörtüsü yasağını kaldırması, eğitim ve çalışma hayatında başörtülü vatandaşlarımızın önündeki engelleri kaldırması halkımız tarafından şükranla karşılanmıştır.” (Yazım yanlışı ve anlamda bozukluklar rapora aittir).

Platform üyeleri, İstanbul sözleşmesinin feshedilmesi için öne sürdükleri gerekçeleri, sözleşmenin dört ilkesine karşılıkmış gibi yine dört maddeyle açıklıyorlar. Bu maddeler ise kısaca şöyle:

1- İstanbul Sözleşmesinin amacı her ne kadar kadına şiddeti engellemeye yönelik olsa da, kadın ve erkeklerin kendi toplumlarının, gelenek ve inançlarının yüklediği rollerden sıyrılarak ele alınması gerektiğine yönelik bir zihniyet değişikliğini de içerdiği varsayımı…

2- İstanbul sözleşmesi toplumun temelini oluşturan aile hakkında düzenlemeler içerirken toplumun din, dil, inanç, örf, gelenek gibi değerlerini tamamen rafa kaldırmayı amaçladığı, kadını ve erkeği içinde bulunduğu toplumun değerlerinden soyutlamakta ve tüm toplumlara bu konuda tek tip bir anlayışı dayatmaya çalıştığı…

3- Sözleşmenin uygulanmaya devamı halinde yol açacağı hukuki, ahlaki ve toplumsal sonuçlar dikkate alındığında, İstanbul Sözleşmesinin feshedilmesinin yerinde olacağı…

4- Ülkemizde şiddet olaylarının artmakta olduğunu gözlemlemekte; sözleşmenin feshedilmesi ile birlikte iç hukukumuzda toplumumuzun ahlaki, geleneksel, kültürel yapısı ile uyumlu şekilde ve dini hassasiyetler de gözetilerek ve gerekli düzenleme yapılarak bu alandaki hukuki boşluğun doldurulması gerektiğini düşünmekteyiz.

İstanbul Sözleşmesinin feshedilmesi için bu maddeleri gerekçe göstermek, ilkelliğin en büyük göstergesidir.

Neymiş, İstanbul Sözleşmesi, geleneklerimizdeki kadın erkek rollerinin değişikliğine sebep olabilirmiş, zihniyet değişirmiş.

Neymiş, İstanbul Sözleşmesi, toplumun din, dil, inanç, örf, gelenek gibi değerlerini tamamen rafa kaldırmaya yönelikmiş.

Neymiş, İstanbul Sözleşmesi, uygulanmaya devam edilirse hukuki, ahlaki ve toplumsal sonuçlar doğururmuş, bu nedenle feshedilmesi daha uygunmuş.

Neymiş, İstanbul Sözleşmesi yerine, toplumumuzun ahlaki, geleneksel, kültürel yapısı ile uyumlu şekilde ve dini hassasiyetler de gözetilerek ve gerekli düzenleme yapılarak bu alandaki hukuki boşluk doldurulabilirmiş.

Raporun ilk cümlesine AK Parti’yi takdir etmekle başlamak, başörtülü vatandaşlar için yapılan düzenlemelerden dolayı yine AK Parti’ye teşekkür etmek ve İstanbul Sözleşmesinin iptali için yukarıdaki gerekçeleri öne sürmek… Bu açıkça bencilliktir, yobazlıktır, insanlıktan nasiplenmemiş olmak, İslam’ı anlayamamaktır.

Bu gerekçelerle İstanbul Sözleşmesinin iptalini ancak İstanbul Sözleşmesini okumayan birisi ister.

Sırf kendi dünya görüşlerinin gerekleriyle değil de, evrensel ve laik hukuk kurallarıyla oluyor diye İstanbul Sözleşmesine karşı çıkmak, kadınların şiddet görmesine, öldürülmesine göz yummak, bunun da kültürle, gelenekle, örfle çözeceklerini iddia etmek ucuzluktur.

Hangi gelenek, hangi örf, hangi kültür, hangi din bir kadının korunmasına karşı çıkabilir? Hangi inanç muhtaç bir kadına yardımın önünü kesebilir? Hangi insanlık, hangi ideoloji, bir insanın feryadına kulak tıkar, gözünü yumar?

Kadınlara, Allah’ın birer emaneti olarak bakmak, onları koruyup kollamak düşüncesini yitiren kimse, İslamdan ya da İslami gelenek ve kültüründen bahsetmemeli. Böyle bir İslamda, gelenekte, kültürde yok! İslam açıkça kadını korumayı emreder, öldürmeyi değil.

Siyasal İslamın kerameti kendinden menkul aydınları artık söyleyecek sözlerini yitirmiştir. Söz konusu rapor ve İstanbul Sözleşmesine karşı çıkıyor olmaları, bunun göstergesi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here