Kasvetli Pazar

0

Birinci Dünya Savaşı biteli yıllar olmuştu. Savaş bitmişti ancak insanların üzerindeki etkisi dün gibi tazeydi. Kocasını kaybetmiş kadınlar, babasını kaybetmiş çocuklar, evladını kaybetmiş anne ve babalar… Yarım kalmış hayatlar, yarım kalmış hayaller, milyonlarca ateş düşmüş ev… Yıllarca süren savaşın insanların içine işlediği duyguların hepsi olumsuzluktan, korkudan, panikten yanaydı. Tüm dünyayı kasıp kavuran, Avrupa ülkelerini ve Osmanlı İmparatorluğu’nda daha dehşetli yaşanan bir durum vardı: İnsanların kendini tükenmiş hissetmesi, bitmiş ve artık toparlanamayacakları düşüncesi. Ruhsal olarak çöküşün faturası diğer tüm hesapların üstündeydi.

Acının resmini soran olursa, ona, -Acının resmi en çok insanın gözünde belli olur- deyin. Her şeyini, hayatta ve hayata dair her şeyini yitirmiş olmak, insanın kendi gözünde resmedilir. Macaristan bu resimlerin en çok olduğu ülkelerdendi. Özellikle de Budapeşte şehrinin üstüne savaşın rehaveti çökmüş ve kalkmamak için direniyor gibiydi.

Dönemin Yahudi asıllı Macar besteci Rezső Seress, eski sevgilisine itafen bir şarkı bestelemişti. 1933 tarihinde bestelenen bu şarkının adı, Kasvetli Pazar’dı. (Macarcası: Szomorú vasárnap. İngilizcesi: Gloomy Sunday).

Şarkının sözleri şöyle:

Pazarlar kasvetlidir / Saatlerim uykusuz / Sevgilim, birlikte yaşadığım gölgeler sayısız / Ufak beyaz çiçekler, seni asla uyandırmaz / Üzüntünün kara ininin götürdüğü yer değil / Meleklerin seni geri vermeye niyetleri yok / Eğer sana katılmayı düşünürsem onları öfkelendirir miyim? / Kasvetli Pazar… / Kasvetli Pazar, tamamen gölgelerle geçirdiğim / Yüreğim ve ben her şeyi noktalamaya karar verdik / Yakında mumlar ve hüzünlü dualar olacak, üzücü biliyorum / Bırak ağlamasınlar, bırak gitmek için hevesli olduğumu sansınlar / Ölüm rüya değil / Ve ölümde de seni okşayacağım / Ruhumdaki en son nefesimle seni kutsuyor olacağım / Kasvetli Pazar…

Budapeşte’de 1933 tarihinden itibaren sık sık intihar haberleri duyulmaya başlanmıştı. Peş peşe yaşanan intiharlar Seress’in Kasvetli Pazar şarkısını işaret ediyordu. Bir barda şarkının çalınması sonrası dinleyicilerden birinin intihar etmesi, intihar etmiş bir kadının gramofonunda Kasvetli Pazar’ın çalıyor olması, intiharları şarkıyla ilişkili gösteriyordu.

Birkaç yıl içinde yüzlerce insanın intiharı nedeniyle 1937 yılında The Sunday Times gazetesinde yayımlanan bir haberde, “Dünyada bir turist mıknatısı olan Budapeşte, birkaç yıldır ‘İntiharlar Şehri’ olarak biliniyor.” ifadeleri yer aldı. Haberde, intiharların en sık yaşandığı yer olarak da Tuna nehri işaret ediliyor ve nehir kenarında intiharları engellemek adına devriye ekiplerinin görevlendirildiği belirtiliyordu. Yine aynı haberde, “‘Gloomy Sunday’ adlı şarkı nedeniyle intihar oranlarının yükseldiği tahmin ediliyor.” deniliyordu.

Yaşananların üzerine Kasvetli Pazar şarkısı hemen yasaklandı. Tüm radyolar ve müzik yapan her barda çalınmasının önüne geçilmeye çalışıldı. Sadece şarkıyı yasaklamakla kalınmadı elbette. Budapeşte’nin üstündeki bu ruh halinin bir an önce kalkması için başka şeylerin de yapılması gerektiği anlaşıldı. İnsanların yeniden hayata tutunmaları, yaşamdan zevk almaları, her şeye rağmen yaşamanın güzel olduğunu anlamaları gerekiyordu. Bunun yolu ise ilk olarak gülümsemekten geçiyordu. Şehirdeki kasvetin en büyük sebebi insanların somurtuyor oluşu, hiç gülmüyor oluşlarıydı.

Bunun üzerine özellikle konuyla ilgili çalışmalar yapan bilim insanları bir araya gelerek “Gülümseme Kulübü” adında bir okul kurdular. Gülümsemenin de okulu mu olur demeyin, olur. Okulda insanların nasıl gülmesi gerektiği üzerinde uzun uzun dersler verildi. Gülmeyi ilk başta başaramayanların yüzüne ise gülümseyen maskeler takıldı. Küçüklü büyüklü binlerce insan gülümsetilmeye çalışıldı bu okulda. Kimisi sahiden gülüyordu, kimisinin de yüzündeki maske aracılığıyla gülümsediği sanılıyordu. Bir şarkının intihar etkisinden insanlar gülümseme okuluyla kurtarılmaya çalışılıyordu. Oysaki intiharların sebebi şarkı değildi, şarkı sadece işaret edilen bir kılıftı.

İnsanların gülüşlerini çalmış bir savaş, etkisini böyle ortaya çıkarıyordu. “Gülümseme Kulübü” ise, ne kadar farkında olmasa da, geride kalmış ama bütün bir Budapeşte’nin gülüşünü çalmış bir savaşla böyle mücadele ediyordu: İnsanları güldürmeye çalışarak.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here