Yeni Yıla Başlarken Geride Kalanlar

0

Geride bıraktığımız 2020 yılından memnuniyet duyan pek çok az insan vardır sanıyorum. Küresel anlamda çok yoğun yaşanan bir salgın, öncesinde de var olan ve salgınla birlikte daha da derinleşen ekonomik bir kriz, yaşanan doğal afetler, insanlık dramları, adaletsizlikler, bürokrasinin çürüyüşünü görmek… Ardımızda bıraktığımız 2020 yılını hatırlayacak neredeyse olumlu manada pek bir şeyimiz yok.

Gözlerin Kamaşması

Son yılların en tartışılan ve tartışılması da gayet yerinde olan kavramı nepotizmdir. Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllardan itibaren laikliği benimseyememiş, laikler tarafından dışlandıklarını ve kendilerini laiklerden dışladıklarını söyleyebileceğimiz muhafazakar kitle, AK Parti iktidarıyla birlikte sadece Kemalist düşünceden değil, onun taraflarından, onun kurumlardan da öç alır gibi davranmayı kendilerine bir görev bildi. Bunun içindir ki AK Parti ve tarafları, ellerine geçirdikleri tüm yetki ve gücü kendilerine ayrıcalık yaratmak için kullandı.

Yukarıda bahsettiğimiz nepotizm gerçeğinin somut örnekleri olarak sahte diplomalı yöneticileri, rektörlerin eşlerini kendilerine yardımcı olarak atamalarını, yüksek puanlı öğrenciler işsizken düşük puanlı öğrencilerin atanabilmelerini, birçok kurumdan birçok maaş alanları göz önünde bulundurabiliriz. Bütün bunlara rağmen gündelik hayatın akışının devam ettiğini görüyorsak hala, 21’inci yüzyılın 21’inci yılına geldiğimiz bu günde, Türk toplumunun “Mağara metaforu”nu yaşadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Yıllarca bir mağarada karanlıkta kalmış insanların, özgürlüklerine kavuştuklarında, güneşin ışığıyla (Özgürlüğün ışığıyla) kamaşan gözlerini bahane ederek tekrar mağaraya dönme çabası, işte Türkiye’nin özeti.

Uzun yıllardır yaşanan, şu günlerde ise ulu orta yaşanan rüşvet, yolsuzluk, belgede sahtecilik, yalan, riya, ihaleye fesat karıştırma, hukuka aykırı davranma, insanları açlıkla (İşsizlikle) “Terbiye” etme çabası, bütün bunlara rağmen toplumun gündelik hayatına devam edebiliyor olması, özgürlüğün ışığı ile kamaşan gözlerini bahane edip mağaraya dönme isteklerinin en açık anlatımıdır.

Güçler Çürüyor

Demokratik toplumlarda medya, demokratik yapının bekçiliğini yapar. Bireylerin oylarıyla seçilen milletvekilleri ise, o bireylerin yönetimdeki temsilleri görevini üstlenir. Devletin kurumları ise, o devleti oluşturan milletin çıkarları, huzuru, refahı ve rahatı için çalışır. Tarihin en modern dönemi olarak tanımlanması gereken günümüz 21’inci yüzyılının ilk çeyreğinde, Türkiye’de, görülüyor ki ne medya bekçiliğini yapıyor, ne vekiller temsil ediyor, ne de kurumlar çalışıyor. Gördüğümüz ve yaşadığımız şey, var olan ve hükmetmeye çalışan bir siyasi fikrin (Yozlaşmış ve kör bir fikirdir bu) emellerine hizmettir. Romantik söylemlerle gelen, adalet ve hizmet şiarı ile büyüyen, nepotizm ile tekelleşen bu siyasi fikir, güçlerin ve kurumların çürümesine de sebep oluyor.

Normal şartlarda demokratik bir ülkede bugün yeni yılın mutluğu paylaşılır. Bizse hala yılbaşı kutlamalarının caiz olup olmadığını, Hristiyanlara benzeyebilme ihtimalini, türbanı, asgari ücretin getirip götürdüklerini, Osman Kavala’yı, Korona verilerinin gerçekte ne kadar olduğu gibi birçok konuyu konuşuyoruz. Aktüel gündemimiz ne yazık ki her alanda olumsuz. Tarihle paralel olarak gelişmek, büyümek, ilerlemek varken, biz, her geçen yıl biraz daha geriye gidiyoruz. Avrupa’nın orta çağda yaşadığı yozlaşmayı 21’inci yüzyılda iliklerimize kadar yaşıyoruz.

Ne acı: Yıllar sonra tarih kitaplarına baktığımızda, övünmek yerine utanacak, sahip çıkacak yerde dışlayacak, iyi ki diyecek yerde pişman olacak sayfalar dolusu nedenimiz olacak. Geride bıraktığımız günleri böyle hatırlamak, her millete nasip olmaz!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here