Hasan

0

Nerede bir çocuk görsem aklıma Hasan gelir. Nerede bir çocuk işçi görsem durup seyrederim onu. İçimde sessiz sessiz fırtınalar kopar. Hasan’ı merak ederim, şimdi ne yapar, hali vakti nicedir?


Bir temmuz akşamıydı. Şirinevler metrobüs durağından üst geçide doğru yürürken karşılaşmıştım Hasan ile. Yüzlerce insanın içinde bana mendil uzatmıştı. Sessizdi. Yüzü soğuktu. Mahçuptu. Utangaç, çekingen, ürkekti bakışları. Almadım mendil, herkes gibi yürümeye devam ettim. Üst geçide çıkan yoldan devam ederken Hasan gibi çocukların çokluğu dikkatimi çekti. Durup arkama, önüme baktım, yerde, betonun üstünde uyumuş iki çocuk vardı. Bir kaç metre arayla mendil satan iki çocuk daha. Üç çocuk ise dilencilik yapıyordu. Metrobüsden inip daha elli metre bile yürümemiştim oysa, yedi çocuk görmüştüm çocuk olmayan.

Geri dönüp bana mendil uzatan çocuğa yöneldim. Yanına vardım.

– Adın ne senin?

Kısık bir ses tonuyla cevap verdi.

– Hasan.

– Kaç yaşındasın Hasan?

– 9

– Nerelisin?

– Suriye.

Saat 23’e yaklaşıyordu. Ve İstanbul’un göbeğinde 9 yaşında göçmen bir çocuk mendil satmaya çalışıyor. Hasan’a birkaç soru daha sordum. Zaten başka türlü konuşmuyor. Kısa cevaplar veriyor ve susuyor.

Anne babası ve iki kardeşiyle beraber beş yıldır Türkiye de olduğunu söylüyor Hasan. Babası naylon toplayarak, abisinin de kendisi gibi mendil satarak geçindiklerini, kimliği olmadığı için de okula gidemediğini… Hasan’ın söylemiyle “bebek” olan kardeşi de evde annesiyle birlikteymiş.

Hasan ile konuştuğumuz sırada üç çocuk daha geliyor yanımıza. Zeynep 14, Fatma 10, Mahir de 12 yaşında olduğunu söylüyorlar. Zeynep ve Fatma kardeşler. Beraber naylon toplayıp 50 kilosunu 25 liraya sattıklarını anlatıyorlar. Mahir ise toplanan naylonların işlendiği bir atölyede makineye naylon doldurduğunu söylüyor. Fotoğraflarını çekmek istediğimde birden kaçıp gidiyorlar. Ama Hasan ile beraber konuşamaya devam ediyoruz.

Hasan’a devletten yardım istiyor musun diye soruyorum.

Oda bana “Yardım etsinler” diyor sadece.

“Ne yapsınlar, ne istiyorsun” diyorum.

“Ne verirse, yemek, ekmek, süt” diyor.

Neden bu saate kadar çalıştığını soruyorum.

– Daha 10 lira kazanamadım.

10 liralık mendil satamadığı için evine gidemiyormuş Hasan. 10 lira olursa eğer gönül rahatlığıyla evine gidecek. Belki dayaktan kurtulacak, belki de eve ekmek parası götürdüğü için gururlanacak.

TÜİK’e göre Türkiye’de 5-17 yaş aralığında çalışan 720 bin çocuk işçi var. Üstelik bu sayıya göçmen çocuklar dahil değil.

Oyuncaklarıyla, kitaplarıyla, parklar da arkadaşlarıyla oyun oynamaları gereken çocukların kiminin elinde mendil, kiminin tornavida, kiminin çekiç, kiminin bir el arabası var. Oyun yaşlarında çalışıyorlar. Oyun yaşlarında anne babalık yapıyorlar. Hiç çocuk olamıyorlar anlayacağınız.

Öyle bir memleket olduk ki, neresinden tutsak elimizde kalıyor. Çok büyük şeylerden bahsetmiyorum, ekonomik paketler ya da dış politikadan değil, elimizde olmayan diplomatik meselelerden değil, ideolojik ya da meshep savaşlarından değil, çocuklardan bahsediyorum.

Siz söyleyin, daha çocuklarına bile çocukluk yaşatamayan bir memleketten, daha çocuklarına bile sahip çıkamayan bir memleketten, ne beklenir ki? Hiç!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here