Önce İmkân Sonra Başarı

0

İnsanı maddeden ve diğer tüm canlılardan ayıran en önemli özelliklerinden biri, duygularıyla hayatını sürdürmesidir. Bunun içindir ki insanın kişisel mutluğu çalışma hayatında daha verimli ve başarılı olmasını, çalışma hayatında daha verimli ve başarılı olması da kişisel mutluluğunu etkiliyor.


Uzun zamandır bazı ülkelerce tartışan bir mesele var: Haftanın 4 günü çalışmak ve mesai saatlerini azaltmak. Çalışanların ailelerine ve kendi kişisel hayatlarına fazla zaman ayıramadıkları ve çalışma saat ve günlerinin boş gün ve saatlerinden fazla olması nedeniyle mutsuz, huzursuz ve başarısız oldukları varsayımı. Bu varsayım bilimsel olarak kanıtlandı. Almanya, Yeni Zelanda, İspanya ve Finlandiya gibi ülkelerse artık meclislerinde bu konuyu tartışıyor, uygulamaya geçmek için çalışmalar yürütüyorlar.

Örneğin İspanya: İspanya Meclisine sunulan önerinin kabul edilmesi sonrasında 200 şirkette uygulanacak olan 4 günlük ve 32 saatlik mesai fikrinin pilot uygulamasına başlıyor. Uygulamanın destekçileri, çalışanların daha verimli, huzurlu ve mutlu bireyler olacaklarına, iklim değişikliğiyle ilgili de fayda sağlanacağını belirtiyorlar.

Öneriyi destekleyen Milletvekili Íñigo Errejón, çok çalışmanın daha iyi çalışmak olmadığını söylüyor.

İspanya’nın başka bir uygulaması olan “Temel basit gelir” uygulaması da devlet tarafından geliri belli bir seviyenin altında olan her vatandaşa aylık bağlanmasını ele alıyor. Üstelik bir-iki ay değil, sürekli bir gelir bağlanmasından bahsediyorlar.

Bu uygulama Finlandiya’da yapılıyor. 2017 ve 2018 yılları arasında pilot uygulama olarak başlayan “Temel basit gelir” uygulamasına katılanlar arasında yapılan derinlemesine görüşme sonucu, yaşam memnuniyetlerinin daha yükseldiği, daha az depresyon, üzüntü ve yalnızlık hissettikleri sonucuna varılmış.

Araştırmanın yürütücülerinden olan Helena Blomberg-Kroll, temel gelirin katılımcılara, düşük gelirli güvencesiz işlere hayır deme gücü verdiğini, dolayısıyla bağımsızlık duygusunu arttırdığını söylüyor. Aynı zamanda bazı katılımcılara hayallerini deneme ve gerçekleştirme imkânı sunduğunu ve temel gelirin sağladığı güvenceyle katılımcıların daha anlamlı şeyler yapmalarına imkân verdiğini belirtiyor.

Söz konusu ülkelerle Türkiye’yi karşılaştırdığımda şunu fark ediyorum: Bu ülkeler önce imkân veriyorlar, sonra başarı bekliyorlar. Türkiye’de ise önce başarı bekleniyor, imkân vermek ise söz konusu bile olmuyor. Öğrenciye verilen bursu, işsize verilen işsizlik ödeneğini hatta emekliye verilen emekli maaşını bile haybeye verildiği düşüncesi ne yazık ki ülkemizde genel bir kanı olmuş. Çok çalışmak, bir yetmez iki iş birden yapmak gayet doğal Türkiye’de. Çalışanlar uzun saatler ve haftanın 5-6-7 günü çalışıyorlar. Öğrenciler haftanın 5 günü tüm gün okulda. Hafta sonları kursları da dâhil edersek gençler gün yüzü bile görmüyor. Emeklilik yaşı 65. Böyle çalışma koşulları olan bir ülkede bireysel ve toplumsal huzuru beklemek sizde normal mi? İnsanların çatışmacı, sinirli, mutsuz ve huzursuz olmaları gayet doğal değil mi?

Gelenekselden vazgeçmek her ne kadar olumsuz olarak yorumlansa, modernizme alışmak ve kültürel kopuş olarak değerlendirilse de kimi zaman, bu gibi konularda yenilikçi olmak daha iyidir diye düşünüyorum. Geleneksel çalışma koşul ve şartları artık yeniyle değiştirilmeli. Öncelik çok çalışmak ve çok üretmek değil, insanın ruhsal ve bedensel sağlığı olmalı. Ancak böylesi önceliklerle insanların, dolayısıyla toplumun güzelliğinden bahsedebiliriz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here