KABULLENİŞLERİ DEĞİL

0

İnsanlar yoksunlar kendilerinden, ıssızlar ve yalnız. Neleri eksikse onu başka bir şeyle tamamlama gayretindeler. Muhtaçlar, açlar sevgiye ve merhamete. Fakat bunlar doldurulamıyor düşünce ve hayalle. Fakat bunlar tamamlanamıyor eş ile, dost ile… Fakat bunlar yaşanamıyor çarşı pazar gezme ile…


Sarı ışığın süzülerek vurduğu sokak duvarları neler gördü şimdiye kadar? Boz bir toprakta yetişmiş, dimdik ayakta duran zeytin ağaçları kaç kez dövüldü kim bilir. Dört yılda bir mutlaka sökülüp yeniden döşenen sokak taşları, kaç işçinin eline değdi? Uzakta yeşil bir ışıkla beliren minare ve arkasındaki karanlık sadece bana mı bu kadar uçsuz görünüyor. Ve derin sessizliği bozan köpek havlamaları, benim mi içimi titretiyor bir tek?

Bu şehrin hep öksüz olduğunu düşlemişimdir. Bir insan gibi yaralı, küskün, gönlü kırık, kendini bir kenara atmış, öylesine yaşayıp giden bir insan gibi. Kimsesizlik ruhu öyle çok geziyor ki, esen rüzgar, sokak aralarında gezen köpekler, köşe başında elma satan adam, elini arkasında birleştirip gezen amcalar ve diğerleri, herkes kimsesiz bu şehirde, şehrin kendi gibi. Kimsesiz olma hali mi böyle ıssız yapıyor bu şehri, böyle ıssız ve yalnız.

Peki ya insanların ıssızlığı…

Peki ya insanların yalnızlığı…

İnsanlar nasıl şehirler kurup medeniyetler inşa ediyorlarsa, şehirlerde insanları inşa ediyor bir bakıma. Şehrin ruhu insanın ruhuna geçiyor bir zaman sonra. Bu şehirde, yaşadığım ve bildiğim diğer şehirlerde de olduğu gibi şehirler insanlara, insanlarda şehirlere benziyor her geçen gün.

Acizlik. Yoksunluk. Durgunluk. Hırçınlık. Keşmekeşlik. Karanlık. Bu kelimeler geçiyor içimden. Şehirler ve insanları ne zaman düşünsem bu kelimeler ve benzerleri işgal ediyor zihnimi. Kimi zaman sevgiyle, iyi niyetle, hoşgörüyle ve çalışmayla geçecek bu hal desem de geçmiyor. Ne insanların gönülleri yüzlerine vuruyor ne şehirlerin tarihi bugünlerine. Yoğun bir alışmışlık, yoğun bir yerinden olmama arzusu, yoğun bir “Aman Ali Rıza Bey ağzımızın tadı kaçmasın” hali… İnsanlarda şehirler gibi kabul etmişler bu ruhu. Kaldırım taşlarının her dört yılda bir sökülüp yeniden döşenmeye alıştıkları gibi insanlarda alışmışlar içleriyle dışlarının ayrı hayatlar yaşamasına. Şehirler ne kadar yoksunlarsa medeniyetten, insanlarda o kadar yoksunlar kendilerinden.

İnsanlar yoksunlar kendilerinden, ıssızlar ve yalnız. Neleri eksikse onu başka bir şeyle tamamlama gayretindeler. Muhtaçlar, açlar sevgiye ve merhamete. Fakat bunlar doldurulamıyor düşünce ve hayalle. Fakat bunlar tamamlanamıyor eş ile, dost ile… Fakat bunlar yaşanamıyor çarşı pazar gezme ile…

İnsan neyin eksikliğini yaşarsa onunla tam olur. Neyin acısını çekerse onunla şifa bulur. İnsanın derdine ancak derdi derman olur. Ama asla kabullenişleri değil.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here