GENÇLİĞİN AİDİYETİ

0

Gelenekten uzaklaşılabilir endişesiyle geleneğin içinde kaybolmuş bir toplumda gençten ve gelecekten konuşmak, taşıma suyla değirmen döndürmek değil de ne olur ki?


Fransa eski başbakanı Pierre Mendes France 1954 yılında şöyle söylemişti:

“Rejimin yönü ile gençliğin eğilimleri arasında bir ayrılma olduğu andan itibaren, felaket yakın demektir. Totalitarizm, az ya da çok uzun sürede tehlike oluşturmaya başlar. Eğer cumhuriyet, gençliğin umut ve tutkularını toplayıp yön veremezse, onlara katkıda bulunamazsa, önüne geçilmez bir baskı altında hızla yıkılacaktır.”

Mendes France’nin 1954 yılında söylediği bu sözü, 1992 yılında Ahmet Taner Kışlalı Türkiye için tekrar ediyor ve ekliyor, “Eğitimin temel ereği olan gencin, o sistem içindeki yerini düşünen çok az. Gençlerin enerjileri var. Gelecek endişeleri var. İlgileri, bilgileri var. Ama sorumlulukları yok.”

Mendes France’nin sözlerinin üzerinden 67 yıl, Kışlalı’nın sözlerinin üzerinden ise 29 yıl geçti. Gelinen noktada ise eğitim ve gençlik konusu hâlâ rayına oturmamış, çağın gereği bir düzende sistemleşememiş, ideolojilerin savaşından kurtarılamamış konumda.

Üstelik “Z Kuşağı” olarak tarif edilen yeni nesle karşı yoğun bir eleştiri, güvensizlik ve kaygı mevcut.

Fakat insanlarda olduğu şekilde devlet gibi büyük yapılarda da alışkanlıklardan kurtulmak ya da yeni şeylere karşı objektif bakabilmek pek kolay olmuyor.

Bugün gerek yerelde, gerekse genelde, birey ya da kurum fark etmeksizin eski alışkanlıklar kutsal birer gerekmiş gibi sıkı sıkıya tutuluyor, bırakılamıyor.

Bu durum ne yazık ki ihtiyaçlar ve icraatlar arasında çelişkilere sebep oluyor.
Gençliğin yani bir toplumun geleceğini belirleyen büyük bir kitlenin varlığını inkâr etmek, onun yetiştiği çağı olumsuz eleştirilerle yermek, ihtiyaçlarını küçümsemek ve gelecek adına gençliği suçlamak, işte bütün bunlar gençlerin içinde bulunduğu topluma karşı duyduğu aidiyete zarar veriyor.

Bugün sık sık tartışma konusu olan beyin göçü, yurtdışına gitmek isteyenlerdeki artış, nitelikli işsizlik, gençlerin “iş beğenmemesi” gibi birçok konunun temelinde aidiyet sorunu yatıyor.

Yaşanılanlar, gençlerin içinde yaşadıkları topluma karşı duyduğu aidiyet hissini azaltmakta kalmıyor, yok ediyor.

18-29 yaş arasındaki gençlerin yüzde 79’unun yurtdışına gitmek istemesinin, her iki gençten birinin mutsuz olduğunu ifade etmesinin, 12 yıllık zorunlu eğitime rağmen hâlen dünya eğitim sıralamasında Mısır gibi, Makao gibi, BAE gibi ülkelerin gerisinde kalmak bunun nedeni değil mi?

Gençlerin ihtiyaçları ve tutkularını karşılamak bir yana, gençlere sorumluluk vermekten de çekinen bir toplum oldu Türkiye. Devlet kurumlarında da özel kurumlarda da bugün genç yöneticileri görmek pek mümkün değil.

Gençlerin dünya görüşünü ciddiye almak, gençlerin bakış açılarıyla bir faaliyette bulunmak “çocukluk” olarak görülüyor neredeyse.

Oysaki bugün Borsa İstanbul’da bulunan bütün şirketlerin toplamından daha büyük değeri olan Facebook, yaşları 20 ve 24 arasında değişen beş genç tarafından kuruldu.
Yine bugün dünyanın en değerli şirketleri sayılan Google, Microsoft, Tesla gibi çağın şirketleri gençler tarafından yönetiliyor.

Demokrasi kültürü oturmuş, refah seviyesi yüksek birçok ülkenin siyasi karar vericileri de yine gençleri es geçmiyor.

Fakat Türkiye’de her alan da “ihtiyarlar heyeti” söz sahibi!

Gelenekten uzaklaşılabilir endişesiyle geleneğin içinde kaybolmuş bir toplumda gençten ve gelecekten konuşmak, taşıma suyla değirmen döndürmek değil de ne olur ki?


Bu yazı ilk olarak 23.10.2021 tarihinde Mersin Gazetesinde yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here