Layık Olunan Toplum Yaşamı

0

Yıpranmış ve ayaklar altına alınmış bir demokrasi, askıya alınmış ve sık sık darp edilen insan hakları, vicdansız ve kendini düşünen bir bürokrasi, satın alınmış bir yargı düzeni, susturulmuş bir medya, çürümüş ekonomi modelleri, dişlileri karışmış bir devlet mekanizmasıyla birlikte, yorgun ve argın insanlarız hepimiz.


Büyük bir kırılma yaşıyoruz.

Toplumun içinde hiçbir ayrım gözetilmeden büyük bir olumsuzluk ve yoksunluk kol geziyor. Toplumun ne tarafına bakarsak bakalım mutsuzluk hâkim. İnsanların akıllarında bin bir çeşit hesap, kalplerinde bin bir çeşit kaygı ve huzursuzluk var.

Gençlerin ülkelerinden ve geleceklerinden beklentileri yok. İyi bir geleceğin onları beklediği varsayımını artık hayal bile etmiyorlar. Üniversite okumak, yüksek tahsil görmek, diplomalar, sertifikalar, dil bilmek, teknoloji bilmek iyi bir geleceğin kapısı olmaktan her geçen gün uzaklaşıyor bu ülkede. Umutlarını başka ülkelere, başka topraklara bağlıyorlar. Ta ki, o bile bir yere kadar…

Toplumun içinde hangi meslek grubuna bakarsak bakalım mesleklerinden şikâyet ediyorlar. En gözde meslek olarak görülen tıp doktorları, mühendisler, öğretmenler, asker ve polisler dahi konumlarından memnun değiller.

Farklı kazançları olan kesimler yaşadıkları hayatlardan memnun değiller.

Farklı çevrelere sahip olan insanlar çevrelerinden memnun değiller.

Farklı şehirlerde yaşayan insanlar yaşadıkları şehirlerden memnun değiller.

Toplumsal bir memnuniyetsizlik, toplumsal bir mutsuzluk, toplumsal bir bunalım hâkim her yana.

Bozulan bireyin psikolojisinden, bozulan toplumun psikolojisine evrilen bir süreçle karşı karşıyayız.

***

Sevgili okur, ilk olarak bilmelisin ki bu anlatılanlar sadece kof muhalefet etmek ve var olan siyasi iktidarı eleştirmek için değildir. Bu anlatılanlar artık boyu aşan ve toplumsal bir soruna dönüşen gerçeklere perde aralamaktır.

Kendini açık açık her alanda gösteren ve bireyler üzerinde çok ciddi etkilere neden olan bu durum, her geçen gün toplumsal ruh sağlığı içinde tehlikeli bir boyuta gelmektedir.
80 milyonluk nüfusunu aşmış bir ülke olarak, geride 98 yıllık bir demokrasi ve binlerce yıllık bir devlet geleneği ile Türk toplumu artık ciddi bir kavşakta çok riskli bir konumda durmaktadır.

Toplumun hiçbir kesiminde memnuniyetin olmayışı, büyük bir güç olan genç nüfusun ülkesini terk etme arzusu, işçi sınıfının boynunu büken geçim derdi, sermayenin ülkeden çıkışı ve demokrasinin yıllar yılı geriye sayması basite alınacak bir konu değildir.

Bugün siyasi tartışmalara meze edilen ve televizyon tartışmalarıyla geçiştirilen bu sorunlar toplumun yarınlarıyla ilgili ve hayatidir.

İdeoloji savaşlarına yenik düşürülmemesi gereken bir durumdur söz konusu olan.

***

Tarih ortada… Siyaset bir yarış gibi farklı düşünce ve güçlerin elinde farklı yollara sokulmuş ve ülkeler farklı anlayış ve yönetimlerle var olmuşlardır. Fakat gelinen çağda artık sadece ülkelerin var olmaları yetmemekte, toplumsal varoluşunda sağlanması gerekmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti devleti bir ülke olarak varlığını korumaktadır ancak toplum olarak varlığını her geçen gün kaybetmektedir. Toplumsal varoluş ise toplumsal refah, toplumsal huzur ve toplumsal memnuniyetle mümkündür.

Bugün Türk toplumu için toplumsal refah, toplumsal huzur ve toplumsal memnuniyetten söz edebilmenin çok uzağındayız.

İdeolojilerin pençesinde can çekişen bir Türkiye var artık.

Siyasi erkin duygularıyla yol alan bir Türkiye var artık.

İnadın ve inkârın iteklemesiyle yerlerde sürünen bir Türkiye var artık.

***

Bu hâl devam ettikçe toplumsal aidiyet, huzur, refah ve memnuniyet günden güne eksilecek, toplum içerisinde başka sorunlara dönüşecektir. Bunu fark edenler Türkiye’den göç ederek kendilerini kurtarma yolunu seçtiler ancak geride milyonlar kaldı. Üstelik başka ülkelere göç ederek aşılacak bir sorunla da karşı karşıya değiliz.

Toplumsal bir bilinçle yurttaşlık görevini yerine getirmek ve varlığımızı korumak zorundayız. Bunun yolu elbette birlik ve beraberlikten geçiyor. Fakat aynı şeyi konuşan, aynı şeyi düşünen, aynı kültür ve gelenekleri benimseyen, aynı şeylere inanların beraberliğinden değil. Tüm Türkiye olarak, tüm farklılıklarımıza sarılarak mümkün kılınabilecek bir beraberliktir bu.

Yıllar boyunca göz yumduklarımızın bizi getirdiği toplumsal yozlaşmanın toplumsal yoksunluğa dönüştüğü bu aşamadan çıkabilmenin tek geçerli yolu yeniden toplum olabilmektir.

Bu toplum istek ve arzularımızı barındıran değil hakikati barındıran bir toplum olmalıdır. Adaleti ve merhameti, insanlığı ve liyakati bir araya getirebilen bir toplum olmalıdır. Fakat asla yerelliği ve ilkelliği şiar edinen bir toplum olmamalıdır.

***

Önümüzde uzun bir yol ve çokça zamanımız yok!

Yıpranmış ve ayaklar altına alınmış bir demokrasi, askıya alınmış ve sık sık darp edilen insan hakları, vicdansız ve kendini düşünen bir bürokrasi, satın alınmış bir yargı düzeni, susturulmuş bir medya, çürümüş ekonomi modelleri, dişlileri karışmış bir devlet mekanizmasıyla birlikte, yorgun ve argın insanlarız hepimiz.

Tek bir çıkış yolu var: Yurttaş olmak! Yurttaşça davranmak!

İlk olarak kendimizden başlamalı, kendi layık olduğumuz yurttaşlığı temsil edebilmeliyiz. Ve asil milletler gibi adam kayırma ve ideoloji yarıştırmayı bırakıp, tarihten güç ve kudret alıp, yeni ve layık olduğumuz geleceği inşa etme cesaretini gösterebilmeliyiz.

Bu cesaret bizi layık olduğumuz toplum yaşamına götürecektir şüphesiz!


Bu yazı ilk olarak Mersin Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here